Dram Sanatı

JFIF;CREATOR: gd-jpeg v1.0 (using IJG JPEG v62), quality = 82 C    !'"#%%%),($+!$%$C   $$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$" }!1AQa"q2#BR$3br %&'()*456789:CDEFGHIJSTUVWXYZcdefghijstuvwxyz w!1AQaq"2B #3Rbr $4%&'()*56789:CDEFGHIJSTUVWXYZcdefghijstuvwxyz ? Fp9=sR2?Jd r9b˻rÜg|\^Cm/)f?!?ȫ]CjYD|ȖB=Nj;[}&%1^z.] SKI?(zMu mv?;~Ɠ y#X^}+Dd*vRÌrĀ3W'VT OҦ dG(e秧Ob+B䝤[X|ۈʲ! Ӗ1rjJ0ܵ^ɕXn2R޴K!km.) v/MBI(h9:i:aYn*%V2SEg+J}zSOM:[3=uaAӓǑQi~x}"@RQ1`GL8wŚF4('/{ɤ̎-V9!pqzo.Xa-eegc{r.D}R@ENI$ r}qO{w5q -X,L)!OZΟfnw1[X_/$ċ$䓖HBЬ~?ӸInbݺY_wNH'bub֒2Û`w+Ӹ5?43lDAv\`b5FAW]:K2C<%ۛ;&h-+1c+ 9VkrЎ@XE,5ķHq@0•'8f{,e[Pb0r#\O>w{udLGC0A!}2r}kµTs~TeN# ) VNwM-T'$$3C*R;:q]TKc*u%txll $t%O?)S\N|V%b>M^QFdpqqp@^>i5;9 |1O ,㾶X y?7徝rk4*y\_0GL==vӧ*i-O?].n p>bI!d44[A76r9<yk'7cAe'\ cힿƛ:;vP8A䜓^#NShʄU3A|Ju k&OFfAzfoXC9}OC\΍z] ra\n~5=ހɞFpSҲӒroV*դ)ja5ѐNp} ~5:%ϫ; ,Qʨ}TR};V(FtIZ")#£Aҹ-r'^3[{tˊa'F۹݀n.R՞[H_Yc8bQg$`Z/ťWo*9\ג>-eMWOs7~s2Hsxر ak">)BO!eҁ۴sL-'&ᥰ;^ ly&1>2] Ɨq46mw !bRx^ϒ=XHҏ4->ybsNpu{N0?\Wi.{u05R")-T?P2[ZkzZVy1p~TVc <Ӽ!iZ'yoPڽN(SWg2s#3auձ;p2/]ΡEol׳\̩kP~d=78ڽ^OY{uGnҍ-4qz&B!,gӴr [rϲֻFi8,O`=>Akohq?Gi0:A;t=i%u[@%&yYB=H簯1֯PVGJq=o ZOi,Ӿ6)`>pXR_^JJ?{;G(;(e;aqe=mC^}%%,W#bz{ iP7՞F':Yo"OOwDlGDۃ37Go\c?TpU!H-YQ2nGr?|-?o+`I9X|tiAFP;66KIZ)z}z5ir\aS{WBW>%-=BzyJҼIn=b%#ëJ)򳲑ȶ1s4vw{W3<#jݟL;ՍOl`{W^şYi +a+!?1 ^Z ]wxv6 cTpA^~O:oC4 -I؆3u7w)dV*=:5soTW RّH;8'T7Z\-ƽu/.ѼW8py#u=*k=_K Ǚ"1$O~x6W%_e1gB2p8Nշo2xY΢" N]A9R3SҔ'}Tp&ռ?a5c|(3XURcmћ~>ah[2$ D/fnfj iRfc津՟_{Ut-n6r;DaGNrFwreKi57&(-ds $}H1Z2Z%Ty.P9pcdB;T֮t{k^]D>eסl=q[֟xmvM$XlaF%j9v!v#0zs^\|BU4[YQ~^3OQ]T1<|=2>pb AVCk5cUvw#W=kw5Rh;V^q+,RPg- %-,Miw9꣊XHNF:ϚGEj9?^࿂6#5KH2~qܓt[Xn'vgm#@OD_ʸLc(r?TIgґдI"8YFcZZB7FPx#E)4](2׉-+7~2xD'r }Ez2_Z\5λ+LmtpwYSMvU 1*+y$k..2qfºWmA/C2qWb+D4]+By#=8\t>MwIⵘkTg`*6_|x SIhV:*G!HVN3Ч_|a֭e \ɋKΤC`<.m*]֦x$GҔBcab,Afz/i [OQn3N|H&PZSʩyg=)-ݎ ~jzf-L;n=TDod\n@K |1^X[bO u!sݏ\ߋ<9=ņ-q\fV\+a/0iPGOհf$>22B쵸)f%E]J.[H00.& $oZrDOQ/9-ƯU4Gf+C#£L g5:kR#DbG UTW] jR9C/B{U|629LU2bVYc!QybqT:;I@;!,}:/;.6 &9~u+b}쎊n0ꥪ&=؀$G}_UMSF()DN~V)ֶoto)؎LjW&y7c x]3}^֚g!rY?uc{W6] m,zu9Ҽwwņړ GQ'3Zci֟c :FҺoRG#Wu-o8YdH zWO It͚9wh64~p o2p9g޼oؑB' `ҌZJk'IxŇ!fFٵIZ^wWase$8P1>++顿w&{yO>ٮ( VF6v9BޝzH֕(yL+$7Ss"Z&Pʿ4}v6oʋT>ʣm*ϙݢ} fTTUQ.RĨ*V:S*BU}NZW*mXɺu\rsEE64HFLpOOZ\J9Mߥ:f'vYZW y~k#u?yiJkbr!$*0{ _^s6x쮧b0`guY"0w*kkʰ@Oqz{;hfa)8UcJ,0+'dZRJNeҶ>sbg}oe.@Y9ھf) I3?J43MX丸`"%˹{餼PկB?r8$GOg#p[0[e!q8:zϗ4[Kys֐Z%U=^GEV(,QUT:esweYnKhᰱ; M'7\[D^o?*!Lo|pO'ouxS{-(Y׏[ofn7FM3D~Z 1P'j1^x +{Fe-`!9Ҭkx2$M}Ov(pA@kt-ZwvGy$1s(ݵд2FIKX37L/\ӵJo˦4P8|S+^0_%b<ޭOZHħ/Ö׾6љc/QB3^[-t[PA9;@kP>0e@ ? #_kehq2I5*|MN*vt^֗c%&fz}+"zŻ߲rgQvz1ޭJ^#u7: ÁeI-6xbM{֬^1{vtzl6-1g?}?exH޳$#q~,Yw ºƥG3 8ƥxkĿFc~YIǾVnx>[p.HGx K[8C$QYK1Ɍ^*M.[!R6rE&Kcq3w}纨#Uԩ+yu Snu IM< cD>[pzqU?fr*!mJ>wL>94Mek"6:cI|aj6Lo.g'n` kpyx$gr`!=57j^?Htd fgD1tk\)W]j#ʷ:/ 0, 1 'Zϩ.jM}pH`J3^s6["}] .78B70޾N*H[bB`2V޹ROQ2d\Ii09OUg˱lzhv}Vo%**B!> k6ڮ CHN 8J=W+95V.Dv` U\c1z;`isH ?1]ݖ\xr=RY.i!"BA\\:ᯮ&rߠF/>$a NZu:*VGX 61+±ͳ1⺏r^PḶL ƆcfRq*GZQF3Ü~@NN {Vᆜ96^?嶳4M Xhӊ6<)*KLΙtZ?07~Ug_Ϋj-(o @$WZFFاy|Z^-)b6jxǟ+|j+쏝l~ s\ʠ8C #*m5JIfkuydƼ#UX d'kV t m tB9̌gjϷ?S>։kie*^,7mYf=s}+5Y_kFSzHlKi6q]Dh#eF?fTMr<}rrc#*p 7Mǧ+4O660>nJF, tKk]f[u#ߎ>ĽWٺdpNp{ T݈ES|+xEu|bo;s{ZnymfuyrzrGb+]֙Ga8a`^rROT\#MqCm4?1I#·v[$YKt?!Y -?x f␬o"l.G\]4jw3(&l =iki~H*y>5snt~=֠.UnV?/rzg=>JK:lpC3H,N8\{˧r*ϴF<QQx& m+XhL?\?J> >0;$1- L~Gd5[?16D>1=^݋$m DtN[kMd:%cO^OtANQMK}6G9?W2RmRY+EZNo{XsuWoQzo$yku7(y&%?p]ij1FexU$ē 1U^xzxFC r0x?;#^F7-%6-Ā.27z2CSj;唜3zk5,]k*(3ZQp}*%&Fg1!QjZU-ѶMlB\?ԧ+E6E=L #M'T^Ar?@D&4&Hw!%>m:ڙx3]]5&d騻4Wogc4=X}+4:GA !cEϩ тiUݚͪz$)wK [iƎMۻzԧ?ּ֜_AA0~A^Y A!O|+fDUgC:KF^v,b[B7ps^o54)%^UZ=Z~_+uqp^&h {t0QT'SAY 볩hqIo'jW6K@gONUNMl+'Dram Sanatı

 

Dram sanatının ilk klasik temel ilkelerini ortaya koyan Aristotales,  “yaşamdaki bir olayın ya da hareketin yeniden yaratılması” olarak açıklamıştır. Başka deyişle, dram sanatı yaşamın kendi değil, ama yaşamdaki gerçekliğin yansılanmasıdır; gerçekliğin olduğu gibi aktarılışı değil, gerçekliğin belli bir kimsenin yaratış özellikleri ile yansılanmasıdır. Ayrıca, dram sanatını öbür sanat yaratılarından ayıran özellik, yansılanma işleminde yaşamın kişiler yoluyla sahne üzerinden canlandırılmasıdır. Şiir sözcüklerle, resim çizgi ve renklerle, müzik uyumlu seslerle yansılar.

Oysa dram sanatında yaşamın yansılanması canlandırma yoluyla olur. Bu canlandırmada, oyuncu yalnızca insan görünümünde değil, hayvan, bitki, nesne, böcek, gibi görünümlerle de seyirci önüne çıkar. Ancak bunların tümünde odak noktası insan ve insanlığı ilgilendiren şeylerdir. Dram sanatının başka bir asal ilkesini yine Aristotales vermiştir. Aksiyon

Aksiyon’ un olmadığı yerde, dram sanatı da yoktur. Bir konunun ya da kişinin sahne üzerindeki canlandırılışındaki değişiklikleri ve konunun ilerleyişini aksiyon sağlar. Aksiyon, bir nedene dayanarak değişiklik getiren ve etki uyandıran bir düşünce ya da harekettir. Bu fiziksel öğe de, dram sanatını öteki sanatlardan ayıran önemli bir özelliktir, çünkü bu fiziksel öğe canlı kişiler yoluyla var edilir.

Öyleyse, dram sanatının birbirinden ayrılmayacak temel öğeleri; yansılama, canlandırma ve aksiyon dur. Bunun için, bu üç temel öğenin bulunduğu herhangi bir kısa bölüm, beş dakikalık bir konuşma, bir sözsüz oyun, bir bölge oyunu ya da kukla, sinema, opera hatta bir oratoryo dram sanatının sınırları içine girer.

Sanat

Dram sanatı çeşitli açılardan incelenebilir. Öteki karmaşık sanat dallarında olduğu gibi, dram sanatı konu seçimi, oyun kişileri, konuşma örgüsünün üslubu ve havası yönünden incelenebildiği kadar, tarihsel gelişim, toplum bilim, yazarların özellikleri ve dönemler açısından incelenebilir. Ancak dram sanatının incelenmesinde genellikle kullanılan iki temel yöntem vardır:

1- Yazınsal yönden inceleme ikiye ayrılır :

a) türleri açısından ( tragedya, komedya, melodram,fars)

b) estetik akımlar olarak (klasisizm, romantizm, doğalcılık, simgecilik, dışa vurumculuk, gerçekçilik vb…)

2- Biçim yönünden incelemede oyun yapısı ele alınır:

a) olay dizisi,

b) kişileştirme

c) konuşma örgüsü gibi teknikle ilgili öğeler üzerinde durulur.

Bu iki temel yöntem açısından irdeleme işlemine sonra gireceğim. Ancak daha önce dram sanatından ayıramayacağımız tiyatro sanatı üzerinde de kısaca durmak gerekiyor.

Dram ile tiyatro sanatları birbirleriyle iç içe ilişkisi olan, ama iki ayrı alanı veren kavramlardır. Her ikisinin de kendine özgü kapsamı ve sınırı vardır. Dram sanatı, tiyatro sanatının sınırlarından daha ötelere uzanırken, tiyatro sanatı da dram sanatının sınırlarını aşar. Dram sanatı tiyatro olgusunun kuramsal ve yazınsal yanını işlerken, tiyatro sanatı, bu olgunun deneysel ve görsel – işitsel yanını kapsar. Dram sanatının seyirci karşısında gerçekleşmesi tiyatro sanatı yoluyla olur. Yönetmenin, oyuncuların, tasarımcıların,teknisyenlerin ve çeşitli görevlilerin devreye girmesi bu evrede olur. Daha önce de belirttiğim gibi,yazarın yazdığı metin, seyirci önünde oynanmadıkça, bir oyun olarak tamamlanmış kabul edilmez. Tiyatronun tamamlanmasında sonuç seyircidir. Nitekim, bugün tüm dünyada kullanılan “tiyatro” sözcüğü de, eski Yunanca da ” seyir yeri “ anlamına gelen” theatron”dan kaynaklanmaktadır. Bu sözcüğün kökeni ise “seyretmek”, “görmek” anlamına gelen ”theaomai ve theasthai”dir.

Tiyatro sanatının gerçek birleşimcisi yönetmendir. Sahne üzerindeki oyunun tamamlanmasında hem bir düşünür, yorumcu ve düzeltici, hem de içerikle biçimi, biçimle tekniği uyumlu bir yolda bir araya getirerek bütünlüğü kazandıran kişi odur. Onun için yönetmen, gerek bilgi, gerekse yaratı açısından olağanın üstünde bir kişidir. Onun güç kaynakları dünya görüşü, kişisel yaratıcılık ve bilimsel yetenektir. Dünyaya esnek bir biçimde, genişlemesine bakan yönetmen, dünya yüzündeki olayları yakından izleyen, bilinçli ve bunları yorumlayabilen kişidir. Bunun içinde geniş ve kesin bir bilgi birikimini ve üstün bir beğeni aşamasını kapsar. Yönetmen, başarı kazanabilmek için, bir eğitmen, örgütçü, pedagog, estet ve her şeyden önce de bir otoritedir. Yönetmenin üç yönlü bir ilişkisi vardır: yazarla, oyuncuyla ve seyirciyle. O, her üç kesime karşı da birinci derecede sorumlu kişidir. Yazarı da, oyuncuyu da, seyirciyi de alıp ilerilere götürmek zorundadır. Oyuncu, tiyatronun iki temel öğesinden biridir (öteki de seyirci).

Tiyatro, sahne olmadan da, dekor ve giysi olmadan da, ışıklama, müzik, metin olmadan da var olabilir. Ama oyuncu olmadan var olmasına olanak yoktur. Kukla ve gölge oyununu düşünsek bile, burada da kuklaları ya da tasvirleri hareketlendirip seslendiren bir oyuncu vardır. Oyuncu ile seyirci arasındaki akım, etki tepki bağı, tiyatroyu var eden temel ilkedir. Oyuncu-seyirci bileşkeni ile tiyatronun en üstün özelliğini, başka deyişle yaşayan organizmalar ilişkisini buluruz.
Tiyatro olgusunu tamamlayan, vazgeçilmeyecek, önemli sanatçılar da tasarımcılardır. Bunlar dekor, giysi ve ışıklama konusunda yaratıya gidebilen, aynı zamanda kendi işlerinin teknik yanını da bilen sanatçılardır. Sahneye konulan oyunun dekorunu, giysilerini, eşyalarını gerekiyorsa maskelerini ve ışıklamasını, yönetmenin yorumuna,üslubuna, oyunun gerektirdiğine göre önceden tasarlayıp yönetmene sunan sanatçılardır. Tasarımlarını yaparken hangi malzemenin doğru olacağını ya da hangi malzemeyle ne gibi bir etki yaratabileceğini bilirler.

Tiyatro sanatı çağıyla birlikte değişen, temel öğelerini de bu değişikliklere, yeniliklere göre kullanan bir olgudur. Bunun en önemli nedeni tiyatro sanatının, toplumun gelişmesine her yönden bağlı oluşudur. Ünlü İspanyol ozanı ve yazarı Lorca’ nın dediği gibi, tiyatro, halkın barometresidir. Bu büyük ozana göre, “tiyatrosuna yardım etmeyen,onu desteklemeyen bir halk ölmemişse bile, ölüm derecesinde hastadır.” Kısacası, tiyatro sanatı, toplumun bir aynasıdır: “ülkenin yüceldiğini ya da çöktüğünü gösteren bir barometredir.” Tiyatro sanatı, toplumdaki birikimden ve değişimden dram sanatından daha önce etkilenir. Doğal olarak tiyatro sanatını etkileyen yazarlar, yönetmenler de vardır. Ancak tiyatronun tarih içindeki gelişmesinde, tiyatro sanatının toplumdaki oluşumlardan dram sanatından daha çabuk etkilendiği saptanmıştır.

Oyun yazarının yazdığı yapıt, bir yaratmanın üstüne başka yaratılar eklenerek seyirci karşısına çıkarılır. Tiyatro yapıtının tamamlanması için uyumlu bir toplu çalışma gereklidir. Bu toplu çalışma da yazarın denetimi altında değil, yönetmenin denetimi altındadır. Tiyatro sanatının öteki dallarına oranla başka bir ayrılığı, oyun yazarının güzel duyusal yaşamı güzel ve doğru bir yolda yansıtıp yansıtmadığını anlamsı için çok sayıda kimseye ve belli bir süreye gereksinimi olmasıdır. Oyun yazarının, her yaratıcı yoluyla kendi yapıtını düzeltme, daha başarılı yapma olanağı vardır. Doğal olarak bunun tersi de olabilir. Yazar, yapıtını yetişmemiş, eğitilmemiş, bilgisiz bir topluluğa vermişse, o zaman metin başarısızlığa uğrar.

 

Yandex.Metrica